ÇEŞİTLİ FIKRALAR

 

 

www.kastelekom.com    Dünya' ya Açılan Pencereniz...

 

 

   

Karadeniz Fıkraları

Nasrettin Hoca Fıkraları

Çeşitli Fıkralar

     

 

Kış

John, kan ter içinde odun kesmekteyken, biraz uzakta bir Kızılderilinin durduğunu farketmiş. Kızılderili John'a şöyle bir bakıp "Bu kış soğuk." demiş ve gitmiş. John ise; yerliler bunca senedir doğayla iç içe yaşıyor, elbet bir bildiği vardır, diyerek daha fazla odun kesmeye başlamış.
Biraz sonra başka bir Kızılderili ortaya çıkmış ve John'a bakıp "Bu kış çok soğuk." diyip kaybolmuş. İyice paniğe kapılan John, deli gibi odun kesmeye başlamış.
Kan revan içinde tükenecek haldeyken başka bir Kızılderilinin yaklaştığını farketmis. "Bu kış çok çok soğuk." demiş. Kızılderili tam gidecekken, John onun gitmesine izin vermemiş ve "Nerden biliyorsun?" diye sormuş.
Kızılderili gayet sakin söyle demiş: "Atalar der ki; Beyaz adam ne kadar çok odun keserse, kış o kadar soğuk olur."

 

Ceza

Öğretmenden ceza alan küçük yaramaz olayı annesine anlatıyordu:

-Arkadaşım,öğretmene bir oyun oynamak istedi.Cezayı ben aldım.

-Nasıl oldu bu iş?

-Arkadaşım öğretmenin sandalyesine raptiye koydu.

-Sen bir şey yapmadın mı?

-Yapmaz olur muyum.Raptiye batmasın diye öğretmen otururken sandalyesini çektim.

 

Anlayana

New York'ta bir pastaneden asılı bir levhada:

-"Sigaralarını fincanlarda söndürmek isteyenler,kahvelerini kül tablalarında içebilirler" yazılı imiş.

 

Aramız Bozuk

Bektaşi bir köyden geçerken bakmış,herkes bir tepeye çıkmış bağırıp çağırıyor ,"Ne oluyor "diye sormuş,meğer yağmur duasına çıkmışlar.

Bektaşi "Durun" yahu demiş :

"Duaya filan gerek yok."

Gömleğini çıkarmış,ıslatmış,çalının üzerine kurusun diye asmış,biraz sonra hava bozmuş,gök gürlemiş,yağmur yağmaya başlamış.

Köylüler ,Bektaşi'ye koşmuşlar:

"Evliya mısın be mübarek "demişler.

Bektaşi gülmüş:

"Ne evliyası yahu ,aramız bozuk,hiç benim gömleğimi kurutur mu"

 

Bazı Tarifler

-"Doğuştan iş adamı ":Babası fabrikatör olan delikanlı.

-"Diplomat :Böylesine güzel bir vücudu ,kürk bir mantonun içine saklamanın günah olacağına karısını inandıran adam."

 

Bizim Carlo

Tanınmış insan Sinyor Carlo gibi olur. Sinyor Carlo İtalya'da bir fabrikada çalışan kendi hallinde bir işçiymiş.

Fransa Cumhurbaşkanı De Gaulle'un İtalya'yı ziyaretine kadar kimse onu tanımazmış. De Gaulle'ün İtalya gezi programında Carlo'nun çalıştığı fabrika da varmış .De Gaulle fabrikayı gezerken birden duraklamış,tezgahın başındaki işçi dikkatini çekmiş ve ellerini açmış:

-Ooo Carlo sen burada mısın?

-Vay Charles sen misin?

De Gaulle ile İtalyan Carlo sarmaş dolaş olmuşlar,herkes şaşırmış.De Gaulle dönüp anlatmış:

-Carlo ile biz eski arkadaşız .Alman işgalinde birlikte çalıştık. Bize çok yardımı oldu.

İtalyan protokolü durumu idare etmiş:

-Ekselans,bu fabrikanın en iyi işçisi sinyor Carlo'dur. Önümüzdeki günlerde kendisine törenle bir madalya takacaklar.

De Gaulle çok memnun olmuş. Carlo ile vedalaşıp oradan ayrılmış .

Herkes Carlo'nun etrafını sarmış.

-Yahu sen De Gaulle'ü nereden tanıyorsun?

-Söyledi ya.

-Neden bundan bize söz etmedin?

-Çok mu önemli?

Aradan birkaç ay geçmiş,olay unutulmuş. Bu defa İtalya'ya Amerika Cumhurbaşkanı Nixon gelmiş.Ona da aynı fabrikayı dolaştırıyorlarmış, o da tıpkı De Gaulle gibi birden duraklamış.

-Vay Carlo sen burada mısın?

Aynı sahne sarılıp kucaklaşmışlar. Nixon anlatmış:

-Ben o zaman genç bir avukattım. Carlo'nun bir işi düştü bana geldi, ilk kazandığım dava onun davasıdır.

İtalyanlar yine şaşkın, Nixon gidince Carlo'yu sorguya çekmişler:

-Anlat yahu Nixon'ı nereden tanıyorsun.?

-Canım gençlik yıllarımda Amerika'ya gitmiştim. Başıma bir iş geldi,param yok,genç ve tecrübesiz bir avukat buldum,davayı kazandı.Sonra ben İtalya'ya döndüm,fabrikaya girdim.O da Cumhurbaşkanı olmuş.

-Yahu insan söylemez mi?

-Çok mu önemli.

Gel zaman git zaman bu sefer fabrikaya Kosigin gelmiş,dolaşırken Carlo'nun önünde durmuş.

-Yoldaş senin adın Carlo değil mi?

-Evet Aleksi.

Yine sarmaş dolaş bir sahne.

Kosigin gidince Carlo bir açıklama yapmak zorunda kalmış.

-Gençliğimizde biraz komünistlik yaptık. Bunu da o zaman tanıdım.

-İnsan söylemez mi?

-Çok mu önemli? Ben öyle çok adam tanırım.

Fabrika müdürü kızmış:

-Yani şimdi neredeyse papayı bile tanıdığını söyleyeceksin.

-Oooo, Pol en iyi arkadaşımdır.

-Atma.

-Tecrübesi bedava.

Müdür kızmış:

-Tamam o halde Pazar günü Vatikan'a gidelim,bakalım Papa seni tanıyacak mı?

-Olur gidelim.

Pazar günü müdür,muavini ve Carlo birlikte Vatikan'a gitmişler.

Carlo izin isteyip Vatikan'ın kapısına gitmiş,nöbetçilerle bir şeyler konuşmuşlar,içeri girmiş.

Müdür, muavinine dönmüş :

-Yoksa Papayı da mı tanıyor ?

-Bakalım, bekleyip göreceğiz.

Biraz sonra meydandaki kalabalık dalgalanmış,Herkes Papayı görmek için hareketlenirken balkonun kapısı açılmış ve papa yanında Carlo ile görülmüş.

Müdür muavinine ,muavin müdüre bakarken,Carlo'da gözleriyle meydandaki kalabalık arasında fabrika müdürünü aramış.

Papa tam duaya başlarken, Carlo kulağına eğilmiş:

-Sen duaya devam et bizim müdür yerde, gidip bakayım ne olmuş.

Carlo fırlamış meydana koşmuş,kalabalığı yara yara müdürün yanına varmış,bakmış adam yerde yatıyor,ayıltmaya çalışıyorlar:

-Yahu ne oldu ne buna?

Müdür muavini başını sallamış.

-Bayıldı.

-Beni papanın yanında görünce mi bayıldı?

-Hayır seni papanın yanında görünce bayılmadı da,arkamızdaki iki Japon sana bakıp,"Yahu bu bizim Carlo da ,yanındaki takkeli adam kim ?" deyince düşüp bayıldı.

 

Doğru Söz

Bernard Shaw,sözünü esirgeyen bir insan değildir.Fikrini dobra söylemesi ile meşhur olmuştur.Teşrifattan,merasimden hoşlanmamakla beraber bir gün nasıl olmuşsa bir dostunun davetini kabul ederek bir ziyafete gitmişti.Yanında bir hatun oturuyordu.Kadın bir aralık Bernard Shaw'a dönerek kırıttı:

-"Kaç yaşında olduğumu tahmin edersiniz üstad?"

-"Vallahi bilmem ki dişinize bakılırsa 18 diyeceğim geliyor..Sarı sarı buklelerinize bakıyorum..Eh 19 vardır diyorum.Hal ve tavrınıza göre yaşınızı tayin etmek gerekirse 14 demek lazım."

-"Eh üstad ne kadar naziksiniz.Ama yaşımı kati olarak söylemediniz."

-"Canım toplayıverin işte:18,19,14 daha ne eder?"

 

Eski Eserlerin Bedeli

Bir Amerikalı, Fransa da çok eski bir şatoyu ziyaret ediyordu.Bir demir kapı önünde hayran hayran duran milyoner seyyah:

"Bu kapıyı mutlaka Amerika'ya götürmeliyim,dedi. Nedir bunun bedeli?"

Bu sonradan görmüşün karşısında öfkelenen Fransız müze memuru şöyle cevap verdi:

"İki bin sene."

 

Halı

Vakti zamanında İstanbul'da bir şeyh varmış. Şeyh hazretleri günlerden bir gün müritlerinden birini yanına çağırmış:

-Bak oğlum burada iki halı var. Bu halıları al Bağdat'ta bizim Şeyh Kasım'a ver.

İstanbul nire Bağdat nire?

Tren yok,otobüs yok,kamyon yok,fakir müridin altında at yok,eşek yok,cebinde de para yok.

Düşmüş yayan yapalak yollara.

Git ha git.

Bağdat yolu bu biter mi?

Üstte yok başta yok,aç bi ilaç Adana'ya kadar gelmiş. Orada pes etmiş.

Sıcaktan bir kenara kıvrılıp başlamış düşünmeye.Yolu yarılamış ama bundan sonra ne olacak? Birden yüreğine bir şeytan girmiş.

-Ulan şu halıların birini satsan ne olur? Bağdat'taki şeyh ne bilecek kendisine iki tane halı gönderildiğini? Bizim şeyhi ne zaman görecek? Halının birini satar,birini de kendisine veririm olur biter. O zamana kadar kim öle kim kala?

Olur mu olur.

Kaptığı gibi halıları koşmuş Adana çarşısına, üç aşağı beş yukarı pazarlık,satmış halının birini koymuş paraları cebine,bir güzel karnını doyurmuş,geceyi handa geçirmiş ertesi günde bir at alıp yola çıkmış.

Bağdat'a varmış,Şeyh Kasım'ı sormuş,tekkeyi göstermişler,kapıyı çalıp huzura varmış,el etek öpüp halıyı uzatmış:

-Ya şeyh hazretleri bu halıyı size İstanbul'dan şeyhim Abdulmuttalip hazretleri gönderdi.

Şeyh Kasım halıyı almış yere sermiş,pek beğenmiş."Zahmet oldu demiş, Şeyhe bir teşekkür edeyim"

Dönmüş yanındaki dolabın kapısının açmış seslenmiş:

-Ya şeyh Abdulmuttalip,ya şeyh Abdulmuttalip.

Mürit şaşkın şaşkın bakarken dolaptan ses gelmiş:

-Buyur şeyh Kasım hazretleri.

Aaaa İstanbul'daki şeyhin sesi.

Şeyhim lütfedip bir halı göndermişsiniz, çok teşekkür ederim.Allah senden razı olsun !

Dolaptan ses gelmiş ben o kerataya iki tane halı vermiştim, sor bakalım öbürünü ne yapmış?

Bunu duyar duymaz zavallı mürit ok gibi yerinden fırlamış,dolaba koşup bağırmış:

-Ulan madem birbirinize bu kadar yakınsınız,konuşuyorsunuz da,beni ne diye buralara kadar yolladın?

Biriniz uzatıp biriniz alsaydınız ya"

 

Hava

Abraham Lincoln ,tavsiye mektubu ile iş istemeye gelenlere çok kızarmış. Bir gün bu insanlardan bahsederken ava çıkmadan önce havanın nasıl olacağını öğrenmek isteyen bir kraldan bahsederek:

"Kral,saray nazırına hava nasıl olacak diye sormuş. Nasıl iyi olacağını söyleyince de av partisini hazırlayıp yola çıkmışlar ve yolda, eşeği üzerinde köyüne doğru gitmekte olan bir köylüyle karşılaşmışlar. Köylü, krala dikkatli olun yağmur yağacak demiş. Ve nitekim çok geçmeden bardaktan boşanırcasına yağan yağmurdan kral ve maiyetindekiler sırılsıklam olarak saraya dönmüşler. Kral hemen saray nazırını azledip,köylüyü huzuruna getirtip sormuş:

-"Yağmur yağacağını nereden biliyordun?"

-"Ben bilmiyordum haşmetlim. Eşeğim biliyordu. Çünkü eşeğim yağmurdan önce kulağını daima yere kor.

Kral köylüyü gönderip,eşeği saray nazırı yapmış. Lincoln sözünü tamamlamış:Ama kralın en büyük hatası da bu oldu. Çünkü o zamandan beri her eşek iş istiyor.

 

Her Yeri Bilenler

Papa her sabah uyanınca odasına giren hademeye vakti ve havayı sormaya adet etmişti. Her sabah zile basınca kapı yanında bekleyen adamcağız içeri girer ve mesela "saat sekiz,hava açık" ,"saat dokuz,fırtına var" kabilinden izahat verirdi. Her seferinde papada "Teşekkür ederim Allah ve ben bunu biliyoruz" cevabını verirdi.Bu cevap sinirine dokunan hademe bir gün içeri girip de perdeleri açacağı sırada: "Saat sekiz,ortalık günlük güneşlik" dedi. Papa mutadı üzerine "Teşekkür ederim Allah ve ben bunu biliyoruz" deyince adam perdeleri açtı:

-Bir şey bildiğiniz yok,dedi. Saat on ve bardaktan boşanırcasına da yağmur yağıyor.

 

Hızlı Teravih

Çok hızlı teravih kıldırmayı bir marifet sayan hoca efendi arkadaki cemaati kan ter içinde bırakıp namaza devam ederken,camiden içeri geç kalmış biri girer.O sırada yanında bulunan kan ter içindeki adama :

"Çok kıldınız mı? Yetişebilir miyim" diye sorar.

Kan ter içindeki adam yeni geleni şöyle bir süzer.

"Biz içindeyken yetişemiyoruz amca,sen dışarıdan nasıl yetişeceksin.?"

 

İstemiş

Bir karı koca,ev sahibine gelirler ve kiralık katı bir yıllığına istediklerini belirtirler.

-"Öyle mi ?.Peki adınız ne?

-"Adım Levi.

-"Levi mi? Yok kardeşim benim kiralayacak katım yok."

-"Nedenmiş o?"

-"Ben yahudiye ev vermem."

-"Ama ben yahudi değilim ki. Katoliğim."

-"Katolik mi ama nasıl olur?"

-"Bayağı olur,ben de sizin gibi her Pazar kiliseye giderim."

"-Sahi mi?.Peki kilisenin dibinde ne vardır."

-"Çarmıha gerilmiş İsa."

-"Yaşa be. Peki İsa nerede doğmuş."

-"Bir ağılda."

-"Hımm. Neden ağılda doğdu peki."

-"Neden mi?. Çok basit. O zamanlarda yahudilere ev vermeyen sizin gibi budalalar vardı. O yüzden."

 

İtalya Gezisi

Akbulut İtalya'ya davet edilmiş.İkili temaslar v.s den sonra da bu tarih, kültür, doğa zengini ülkeyi görmek istemiş.Türkiye'ye döndüğünde havaalanında sormuşlar:

-"İtalya'yı nasıl buldunuz efendim?"

Akbulut canı sıkkın bir halde iç geçirerek cevap vermiş:

-"Hiçbir şeye benzemiyor kardeşim.Roma dedikleri harabelik mezbelelik bir yer.Venedik'i ise gezemedik,çünkü her yeri sular basmıştı."

 

 

 

Sadece

Genç Kızılderili isim değişikliği için mahkemeye başvurur.Duruşma sırası gelir.Hakim,"İsmin ne "diye sorunca,Kızılderili mahcup bir ifadeyle başlar söylemeye:

"Seher vakti vadileri çınlata çınlata uluyan siyah kuyruklu beyaz köpek."

Hakim bu kez, "Peki ne olmasını istiyorsun" diye sorar ve şu yanıtı alır :

"Sadece kuçu kuçu."

 

Fotoğraf

Mussolini savaş raporlarını renkten renge girerek okuyordu.Bir ara başını kaldırdığında gözü duvarda asılı duran portresine ilişti.Gözünü kırparak sordu:

-"Bu gidişle halin ne olacak?"

Duvarda asılı duran fotoğraf cevap verdi:

-"Ne olacak beni indirip,seni asacaklar."

 

Öğünme

Tanınmış bir doktor bir toplulukta öğünüyordu:

-Hastalarım beni çok severler.

Orada bulunan bir nüktedan tasdik etti:

-Sevmekte söz mü,sizin için hayatlarını feda edenler bile olmuştur.

 

Rekor Üzerine

Ünlü bir atlet,hasta olmuş yatıyordu.Doktor bir aralık koltuğunun altındaki termometreyi çıkartıp okudu ve karısına dönerek:" Merak edilecek bir şey yok" dedi.

Bu esnada hasta atlet gözlerini aralayıp sordu:

-"Ateşim kaç doktor bey?"

Atlet merakla tekrar sordu:

-"Dünya rekoru kaçtı?"

 

Sürpriz

Bir adam tanınmış yazarlardan birinin çalıştığı gazeteye gider,kendisine kitaplarından birini uzatır:

-"Üstad lütfen şunu imzalar mısınız? Karım eserlerinize bayılır.Bugün onun doğum günüdür.Ona hediye edeceğim."

Bu sözlerden duygulanan yazar hemen kitabı imzalar ve:

-"Karınıza sürpriz mi yapacaksınız" diye sorar.

Adam gülümser:

-"Evet efendim.Bu gerçek bir sürpriz olacaktır ona.Çünkü o bir kürk manto bekliyordu."

 

Tanır mısın?

Haccacı Zalim,Abdullah Bin Ziyad'ı şehit ettikten sonra Medine'ye gelmiş.Bu vakıa için herkesin ne söylediğini anlamak üzere kılık değiştirmiş ve halk arasında dolaşmaya başlamış.Bir gün ihtiyar bir bedeviye rastlayıp sormuş?

-Ya şeyh Medine'de ne var ne yok?

-Sorma halimiz pek yaman.

-Ne oldu?

-Ne olacak Abdullah Bin Ziyad'ı şehit ettiler.

-Kim etti?

-Haccac denilen o zalim o Allah'ın belası etti.

-Sen Haccacı görsen tanır mısın?

-Hayır.

-İşte Haccac benim.

-Peki sen beni tanır mısın?

-Hayır.

-Ben de,Beni Amir kabilesinden bir divaneyim ki; ne söylediğimi ne yaptığımı bilmez,işte böyle saçmalar gezerim.

 

Üç Dost

Baki'ye göre üç çeşit dost vardır:

-"Dost vardır;gıda gibidir. Her zaman ararsın."

-"Dost vardır;ilaç gibidir.Gerektiğinde ararsın."

-"Dost vardır;hastalık gibidir.O seni arar."

 

Üç Hata

Solcu delikanlı fikrini değiştirerek papaz olmaya karar verdi ve oldu. İlk vaazını vermeden önce, heyecanını yatıştırmak için bir kaç kadeh konyak yuvarladı.Kürsüye çıktı ve konuşmasını bitirince baş rahibin fikrini sordu :

"Mükemmeldi " dedi baş rahip. "Yalnız üç ufak kusurun vardı."

Kusurlarını sordu genç papaz.

"Bir kez dinimizde "kardeşlerim"denir,"yoldaşlar"denmez.İkincisi,olay Filistin'de geçer,Vietnam 'da değil.Üçüncüsü İsa çarmıha gerilmiş,kurşuna dizilmemişti."

 

Ya Kazıklasalardı

Tesadüfen bir kiliseye giren bir Çinli,durmadan istavroz çıkaran Hıristiyanları gördükten sonra çok merak etti ve çıkarken bir papaza yaklaşarak bu işaretin manasını sordu. Papaz Hazreti İsa'nın çarmıha gerilerek öldüğünden bu olayı anmak için o işaretin yapıldığını söyleyince Çinli dayanamadı:

-Doğrusu çok talihli adamlarmışsınız,dedi.

-Anlamadım.

-Düşünsenize ya İsa'yı çarmıha gerecek yerde,kazığa oturtsalardı.

 

Yalan Söyleyin

Meşhur Amerika mizahçısı Mark Twain bayanın birini sofraya doğru götürüyormuş.O gün fevkalade neşeli olan Mark Twain ,kadına:

-"Ne kadar güzelsiniz", demiş.

Bayan:

-" Maalesef aynı komplimanla size karşılık veremeyeceğim",deyince Mark Twain gülerek şunu demiş:

-"O halde sayın bayan sizde benim yaptığımı yapın.Yalan söyleyin.

 

Yardımsever

Bir yardımseverler balosunda Bernard Shaw oldukça yaşlı görünen fakat genç görünmek isteyen bir kadını dansa davet etmişti.Shaw'ın bu davetinden memnun olan kadın ona bir kompliman arzusu ile:

-Benim gibi değersiz bir kadınla dans ediyorsunuz.Ne kadar sevimlisiniz,demiş.

Shaw gayet sakin bir tavırla cevap vermiş.

-Yardım severler balosundayız.

 

Yalan

Tımarhanede doktor, hastaları muayene ederken, kendisinin başbakan olduğunu iddia eden bir hastaya rastlar. Bunun üzerine yanındakine sorar :

-Bu arkadaşın, başbakan olduğunu söylüyor. Sen ne dersin ?

Hasta, tereddütsüz cevap verir :

-Yalan söylüyor; çünkü ben, öyle bir başbakan tayin etmedim !

 

Ne iyi

Hanımın biri hizmetçisini çağırdı ve “Fatma, kızım görmüyor musun ? Bu sehpanın üstündeki toza adımı yazabiliyorum...” dedi.

Hizmetçisi içini çekti : “Ah hanımcığım, bilgili olmak ne iyi şey.”

 

Sayı

Akıl hastanesini gezmekte olan gazeteci, bir koğuşta rastladığı hastaya sorar :

-Burada kaç kişisiniz ?

Karşısındaki, elini “boş ver” anlamında salladıktan sonra, “Asıl” der, “siz dışarıda kaç kişisiniz ?”

 

Berbermiş

Doktor hastasına : “Her türlü kafa işinden vazgeçmeniz gerekecek.”

Hasta, “öyleyse mahvoldum gitti doktor bey” diye bağırdı.

Doktor sordu : “Yazar mısınız ?”

“Hayır, berberim de.”

 

Cidirem

Erzurum'un kavşaklarına trafik ışıklarının takıldığı günler... Trafik polisleri halkı eğitir; kırmızıda durmalarını, yeşilde geçmelerini söyler.

Kalabalık bir kavşakta birikenler yeşilin yanmasını beklerken, yaşlı bir kadın kırmızıda karşıdan karşıya geçmeye başlayınca trafik polisi bağırır :

-Nereye hanım, nereye gidiyorsun ?

Kadın kızar ve polise döner :

-İşşş, sene ne ? Eltimcile cidirem !...

 

Papağanın cevabı

Satıcı, papağanın özelliklerini saymakla bitiremiyordu.

- Bu papağanın ayağındaki kırmızı ipi çekersen İngilizce, mavisini çekersen Almanca konuşur.

Müşterilerden biri sordu :

- Ya ikisini birden çekersek ?

Papağan, adamın sözünü keserek atıldı :

- Aptal, o zaman da düşerim...

 

Belediye mezarlığı

-Alo! Ahmet Bey'le görüşmek istiyorum. Orada mı efendim ?

-Hayır efendim, yoklar.

-Ne zaman gelirler acaba ?

-Hiç belli olmaz...

-Geldiğinde ne kadar kalır ?

-Kıyamete kadar efendim.

Adam şaşkın...Tekrar sorar :

-Affedersiniz, neresi orası ?

-Belediye mezarlığı...

 

İki deli

İki akıl hastası tımarhaneden kaçmaya karar vermişlerdi. Biri dedi ki :

-Önce parmaklıklara kadar gideriz. Eğer fazla yüksekse altından, yüksek değilse üstünden geçeriz. Sen git bir kontrol et !

Arkadaşı gidip biraz sonra geri geldi :

-Maalesef kaçamayacağız dostum !

-Neden ?

-Çünkü parmaklık yok !...

 

İmza

Adamın biri, kendisi hakkında kötü sözler söyleyen birine haddini bildirmek için evine kadar gider, fakat evde bulamaz. Öfkesinden, kapıya büyük harflerle “eşşek” yazıp geri döner.

Birkaç gün sonra o kişiden şöyle bir yazı alır :

“Bize gelmişsin. Kapıya attığın imzandan anladım !...

 

Boş kalmaya gelmez

Uzun bir ömür süren ve hayatının her anını çalışıp eser vererek oldukça verimli geçiren Süheyl Ünver Hocaya ileri bir yaşta iken bazı dostları latife kabilinden sormuşlar :

- Hocam, Azrail sizi unuttu mu yoksa ?

Süheyl Ünver'in cevabı şöyle olmuş :

- Hayır, Azrail'le yakından görüştük. Bana dedi ki :

- Boş bulursam götürürüm.

 

Mal

Doktorun karşısına iki küçük çocuk gelmişti. Doktor, dertlerini sordu. Birisi :

- Bir bilye yuttum. Onu çıkartmanızı istiyorum.

Doktor ötekine sordu :

- Ya sen ne istiyorsun ?

- Onun yuttuğu bilye benim de ondan almaya geldim.

 

Büyük insan

İki çocuk konuşuyorlardı. Birisi :

- Sizin kasabada hiç büyük insan doğmuş mu ?

- Hayır, bizim orada indanlar hep bebek doğar.

 

Zaman

Anne sinekle, yavru sinek bir adamın çıplak kafasında geziniyorlardı.

Anne sinek yavrusuna ;

- Zaman ne çabuk geçiyor diye içini çekti.

- Benim gençliğimde burası sık ormandı.

 

Telgraf

Avukat, müvekkillerinden birine telgraf çeker :

“Kayınvalideniz dün gece öldü. Gömülmesini mi, mumyalanmasını mı, yoksa yakılmasını mı sağlayalım?”

Ertesi gün cevap gelir :

“Emin olmak isterim ; her üçü de yapılsın !”

 

Hayret

Memur işine o gün de geç gelmişti.

Müdürün önünden geçerken kaçamadı.

Özür diledi :

- Affedersiniz, uyuya kalmışım!

Müdür hayretle sordu :

- Aaa! Sen evde de mi uyuyorsun ?

 

Nerede ?

- Oğlum, dolapta iki elma vardı, neden bir tane kalmış ?

- Karanlıkta öbürünü görememişim anne !

 

Adamına göre

İncili Çavuş, Osmanlı elçisi olarak Fransa kralına gönderildiğinde, elbiseleri yamalı imiş.

Kral :

- Bana, senden başka gönderecek adam bulamadılar mı ? deyinde,

İncili :

- Osmanlılar, adama göre adam gönderirler cevabını vermiş.

 

Maharet hocada

Grünfeld, çocukken bir profesörden keman dersi alıyormuş. Bir gün profesörü :

- Ben senin yaşındayken bu parçayı çok daha iyi çalardım, demiş.

Küçük kemancı hemen atılmış :

- Demek ki sizin profesörünüz benimkinden iyiymiş.

 

Kurt kardeş

Bir aslan, bir kurt ve bir tilki birlikte ava çıkarlar. Bir geyik, bir koyun ve bir de horoz avlarlar. Aslan, kurda :

- Şimdi bunları adaletle paylaştırıp sohbetimize tat ver, der.

Kurt :

-Ey cihan şahı, avcıların sultanı!... Bundan kolay ne vardır... Geyik sizin, koyun benim, horoz da şu zavallı tilkinindir.

Aslan, gök gürlemesini andıran bir sesla kükrer. Kurdu, kan revan içinde yere serer.

Tilkiye dönüp, tez sen üleştir, der.

Tilki :

-Ey yiğitler ülkesinin tek hükümdarı!...

Koyun sabah kahvaltınız, geyik öğle yemeğiniz, horoz ise sultanıma çerezdir.

Aslan :

-Aferin sana, bu adaletli taksimi kimden öğrendin ?

Tilki :

-Şu yerde yatan kurt kardeşten öğrendim.

 

Unutkanlık

Gökdelenin asansörü bozulmuştu. İki arkadaş yirminci kata kadar merdivenleri çıkmak zorunda kalınca, her katta gülünç bir fıkra anlatmaya karar verdiler. Böylece tam on dokuzuncu kata çıkmışlardı ki, bir tanesi :

-Şimdi, dedi. En şahanesini anlatacağım. Kapının anahtarı arabada kaldı...

 

Oğlanın şöhreti

Adam, “bizim büyük oğlanın maaşallahı var” dedi.

Yazdıklarını binlerce kişi okuyor.

Diğeri merak etti :

-Ne işle meşgul sizin çocuk, yazar falan mı ?

-Tabelacı...

 

Kılıbığın son isteği

Kılıbık bir idam mahkumuna sordular :

-Son arzun nedir ?

İdam mahkumu boynunu büktü :

-Vallahi bilmem, izin verin de karıma bir soruvereyim.

 

Çiçek ve Gübre

Çiçekler, dibine gübre konunca çok çabuk büyüyorlar. Neden acaba ?

-Neden olacak. Gübreden bir an önce uzaklaşmak istiyorlar da ondan...

 

Çocuğun zekası

Adam, oğlunun başarısıyla övünüyordu. Karnesini incelerken kasılarak, karısına dedi ki :

-Hiç şüphe yok. Bu çocuk benim zekamı almış.

Karısı dudak büktü :

-Doğru bey, çünkü benim zekam yerinde olduğuna göre...

 

Müjde

Kadın, akşam eve gelen kocasını neşeyle karşıladı.

-Müjde kocacığım, yakında bu evde üç kişi olacağız.

-Ne mutlu bana. Demek baba oluyorum, yaşasın !!

-Yok canım! Yarın annem geliyor da...