|
*** ŞEHRİN GÖZYAŞLARI ***
Sokaklarında hayatın rahvan atları yok artık
Uyluklarına kadar işleyen dayanılmaz sızılar
Yaralar şehrin insanlarını
Bulvarlarında dolaşır kendine yabancı insanlar
Dinledikleri şarkılar ruhuna tahripkâr
Şiirde özneyi inkâr var
Ben garip sen hancı
Ellerimizde güneşten hareler
Yalnız ikimiz tararız şehrin dağınık saçlarını.
Lambalarına kumrular konmuyor artık bu şehrin
Salkımları çoktan kurumuş bahçelerinin
Oturduğum ev beni kucaklamıyor
İçi boşaltılmış çocuklar yalnız bakıyor
Talan edilmiş beyinler oyundan ıskarta
Temasına gem vurulmuş kitaplar raflarda
Vurgun yemiş sünger avcısı gibi şehrin insanı
Kendini ifade etmiyor artık hiç bir marş
Kabuğum iyice incelmiş gövdemde
Karanlık ağızları boğuyor gece
İyice daraldı aklın telinde asrın kalıpları
Mazgalları biteviye kahır boşaltan bu şehirde
Sen gayret et ve bizleri taşı güneşe
İşte tam karşında duruyor cumbalı pencereler,
Şehrin yaralı camlarından
Keyfince sana açmış bak mor menekşeler.
Kutsanır oldu yalan rüyalar
Şehrin neonlarında
Sen inerdin her gece gemiyle rıhtıma
Horlanan bakışlarda aslında sen vardın
Kaç geceyi gemilere yükledin
Beklediğim gemilerden sen hiç inmedin
Köpük köpük buhar oldu alkışladığım bulutlar
Köhnemiş uykularda bir bir kayboldu umutlar
Hani mavi düşlerdi uykularımızı bölen gerçekler
Artık bu şehirde kalmadı
Seni hatırlatan hiçbir şey
Kuytu bir geceydin içimden atamadığım sen
Peşinden koştum sana açılan pencerelerden
Üstü açık terastan baktım sana
Yoktu sana bıraktığım ellerin
Kim bilir hangi meyhanede ağlar menekşe
gözlerin.
Bana yabancı bir şehirde yaşar sevdiğim
Gözlerinde ya kirlenmiş körfezler var
Veya kahrından kurumuş ırmaklar
İçime boşalır şehrin gözyaşları
Gölgeme ant içip ağladım
Burçları şakaklarıma dayanmış sahra topları
Son kez seslendim sana
Üzülme ellerinden su içmeden ölürsem eğer
Seni karadut nektarlarına bıraktım
İşte şu çınarın gölgesinde bekliyorum seni
Bekliyorum resimlerde çoğalan sesinden
Bekliyorum güllerin kıvılcım saçan renklerinden.
AKÇAY -MAYIS / 2009
İbrahim Yılmaz
|